Hayvanlar 4 dk okuma Elif Tanören
Ahtapotlar Hakkında Bilmediğiniz Şaşırtıcı Özellikler
Üç kalbi, mavi kanı ve kollarına dağılmış bir sinir sistemi var. Alet kullanan, problem çözen ve insanları ayırt edebilen ahtapotların bilim insanlarını şaşırtan özellikleri.
Ahtapot, yeryüzündeki en tuhaf zekâ örneklerinden biridir. Omurgasız bir yumuşakçadır; iskeleti yoktur, ömrü kısadır ve yavrusunu yetiştirmeden ölür. Buna rağmen problem çözer, alet kullanır, kaçış planı yapar ve kendisini gözlemleyen insanları ayırt edebilir. Bilim insanlarının ona duyduğu ilgi tam da bu çelişkiden doğar: bizimkinden tamamen farklı bir evrimsel yolda ilerlemiş bir canlı, nasıl olur da bu kadar karmaşık davranışlar sergiler?
Denizin akıl almaz canlıları listesinde ahtapot yalnız değildir elbette. Okyanusun devleri de kendi ölçeklerinde en az onun kadar şaşırtıcıdır; balinalar hakkında şaşırtıcı gerçekler okunduğunda, aynı sularda birbirinden tamamen farklı iki zekâ biçiminin geliştiği daha net görülür. Yine de ahtapotun durumu ayrı bir yerde durur; çünkü onun sinir sistemi, bilinen hiçbir omurgalınınkine benzemez.
Beynin büyük kısmı kollarda
Ahtapotun sinir hücrelerinin yaklaşık üçte ikisi kafasında değil, kollarındadır. Her kol, merkezden gelen genel bir komut olmadan da kendi başına dokunma, tatma ve hareket kararı verebilir. Bu, dağıtılmış bir sinir sistemi anlamına gelir.
Pratikte şu olur: ahtapot bir kayanın altına kolunu soktuğunda, o kol orada ne olduğunu adeta kendi başına keşfeder. Merkezî beyin genel hedefi belirler, kollar detayı halleder. Bu yapı, sekiz uzvu aynı anda yönetmenin getireceği devasa hesaplama yükünü çözen zarif bir çözümdür.
Dokunarak tat alan vantuzlar
Her kolun üzerindeki yüzlerce vantuz, yalnızca tutunma organı değildir. Bu vantuzlarda kimyasal algılayıcılar bulunur; yani ahtapot dokunduğu şeyin tadını alır. Karanlıkta bir yarığa uzanan kol, gördüğü için değil, tattığı için avın orada olduğunu anlar.
Bu yetenek, görüşün işe yaramadığı derinliklerde ve kaya oyuklarında büyük avantaj sağlar. Ahtapot için dokunmak ile tatmak neredeyse aynı duyudur ve bu, bizim deneyimleyemeyeceğimiz bir algı biçimidir.
Renk körü olduğu hâlde kusursuz kamuflaj
Ahtapotun en çarpıcı çelişkilerinden biri budur. Gözlerinin yapısı, büyük olasılıkla renkleri ayırt etmesine izin vermez. Buna rağmen bulunduğu zemine renk, desen ve doku olarak şaşırtıcı bir isabetle uyum sağlar.
Bunu derisindeki kromatofor adı verilen özel hücrelerle yapar. Bu hücreler kas kontrolüyle genişleyip daralarak saniyeler içinde renk değiştirir. Ayrıca derinin yüzey dokusunu da değiştirebilir; pürüzsüz bir deri, anında yosunlu bir kaya görünümüne bürünebilir. Renk bilgisini nasıl edindiği hâlâ tam olarak çözülmüş değildir; derideki ışığa duyarlı hücrelerin rol oynadığı düşünülmektedir.
Üç kalp ve mavi kan
Ahtapotun üç kalbi vardır. İkisi solungaçlara kan pompalar, üçüncüsü kanı vücudun geri kalanına gönderir. Kanındaki oksijen taşıyıcı molekül demir değil bakır bazlıdır; bu yüzden kanı kırmızı değil mavimsidir.
Bakır bazlı taşıyıcı, soğuk ve oksijeni az sularda daha verimli çalışır. Bunun bir bedeli vardır: ahtapot yüzerken merkezî kalbi durur. Bu nedenle yüzmek onu çabuk yorar ve mümkün olduğunca yüzmek yerine zeminde yürümeyi tercih eder.
Kemiksiz bedenin sağladığı özgürlük
Ahtapotun vücudunda tek sert yapı gagasıdır. Gagasının geçebildiği her delikten geçebilir. Kilogramlarca ağırlığındaki bir ahtapotun bozuk para büyüklüğündeki bir açıklıktan sıyrılması bu yüzden mümkündür.
Akvaryumlarda ahtapotların kapaklı ve kilitli tanklarda tutulmasının nedeni de budur. Kaçış hikâyeleri anekdot değil, bakıcıların rutin olarak önlem aldığı gerçek bir sorundur.
Alet kullanan bir omurgasız
Alet kullanımı uzun süre yalnızca primatlara ve bazı kuşlara özgü sayıldı. Ahtapotlarda gözlemlenen davranışlar bu tabloyu değiştirdi. Bazı türler, deniz tabanında bulduğu hindistan cevizi kabuklarını toplayıp taşır ve tehlike anında bunları üzerine kapatarak zırh gibi kullanır.
Bu davranışın önemi, kabuğun anlık bir fayda sağlamamasıdır. Ahtapot onu taşırken hantallaşır ve savunmasız kalır; yani gelecekte kullanmak üzere bir yatırım yapmaktadır. İleriye dönük planlama, bilişsel açıdan oldukça gelişmiş bir davranıştır.
Öğrenme ve hatırlama
Laboratuvar gözlemlerinde ahtapotların kapalı kavanozları açmayı öğrendiği, aynı problemi ikinci kez çok daha hızlı çözdüğü defalarca kaydedilmiştir. Labirent benzeri düzeneklerde yön hatırlamaları da gösterilmiştir.
Daha ilginci, bazı ahtapotların kendilerine iyi ve kötü davranan bakıcıları ayırt edebildiğine dair gözlemlerdir. Aynı üniformayı giyen iki farklı kişiye farklı tepkiler vermeleri, yüz ya da hareket örüntüsü tanıma yeteneğine işaret eder.
Yalnız yaşayan, kısa ömürlü bir canlı
Ahtapotların çoğu yalnız yaşar ve ömürleri türe göre bir ila birkaç yıl arasındadır. Dişi yumurtalarını bıraktıktan sonra aylarca onların başında bekler, bu süre boyunca beslenmez ve yumurtalar açıldıktan kısa süre sonra ölür.
Bu döngü, ahtapot zekâsının en düşündürücü yanını ortaya koyar. Kültür aktarımı yoktur; hiçbir ahtapot bir diğerinden bir şey öğrenmez. Sergiledikleri tüm karmaşık davranışları kendi kısa yaşamları içinde, sıfırdan öğrenirler.
Mürekkep bir duman perdesinden fazlası
Tehdit altında salınan mürekkep yalnızca görüşü engellemez. İçerdiği bileşikler, avcıların koku alma duyusunu da geçici olarak bozar. Böylece ahtapot hem görsel hem kimyasal olarak kaybolur.
Bazı türler mürekkebi kendi büyüklüğünde bir bulut hâlinde bırakıp yandan sıvışır; yani avcıya sahte bir hedef sunar. Bu, refleksten öte bir taktiktir.
Bize bambaşka bir zekâ modeli sunuyor
Ahtapot ile insanın ortak atası yaklaşık altı yüz milyon yıl öncesine dayanır. Yani zekâ, bu iki soyda birbirinden tamamen bağımsız olarak gelişmiştir. Bu, karmaşık bilişin tek bir yol izlemek zorunda olmadığını gösteren en güçlü doğa örneklerinden biridir.
Ahtapotu incelemek bu yüzden yalnızca bir deniz canlısını tanımak değildir. Farklı bir bedende, farklı bir sinir mimarisiyle ortaya çıkabilecek zihin biçimlerini düşünmenin de kapısını aralar. Denizin dibinde kısacık bir ömür süren bu yalnız canlı, zekânın tanımını genişletmemizi gerektiriyor.